Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 7:46

[1] Dinle, ey halkım, öğrettiklerimi, Kulak ver ağzımdan çıkan sözlere.

[2] Özdeyişlerle söze başlayacağım, Eski sırları anlatacağım,

[3] Duyduğumuzu, bildiğimizi, Atalarımızın bize anlattığını.

[4] Torunlarından bunları gizlemeyeceğiz; RAB'bin övgüye değer işlerini, Gücünü, yaptığı harikaları Gelecek kuşağa duyuracağız.

[5] RAB Yakup soyuna koşullar bildirdi, İsrail'e yasa koydu. Bunları çocuklarına öğretsinler diye Atalarımıza buyruk verdi.

[6] Öyle ki, gelecek kuşak, yeni doğacak çocuklar bilsinler, Onlar da kendi çocuklarına anlatsınlar,

[7] Tanrı'ya güven duysunlar, Tanrı'nın yaptıklarını unutmasınlar, O'nun buyruklarını yerine getirsinler;

[8] Ataları gibi inatçı, başkaldırıcı, Yüreği kararsız, Tanrı'ya sadakatsiz bir kuşak olmasınlar.

[9] Oklarla, yaylarla kuşanmış Efrayimoğulları Savaş günü sırtlarını döndüler.

[10] Tanrı'nın antlaşmasına uymadılar, O'nun yasasına göre yaşamayı reddettiler.

[11] Unuttular O'nun işlerini, Kendilerine gösterdiği harikaları.

[12] Mısır'da, Soan bölgesinde Tanrı harikalar yapmıştı atalarının önünde.

[13] Denizi yarıp geçirmişti onları, Bir duvar gibi ayakta tutmuştu suları.

[14] Gündüz bulutla, Gece ateş ışığıyla onlara yol göstermişti.

[15] Çölde kayaları yarmış, Sanki dipsiz kaynaklardan Onlara kana kana su içirmişti.

[16] Kayadan akarsular fışkırtmış, Suları ırmak gibi akıtmıştı.

[17] Ama onlar çölde Yüceler Yücesi'ne başkaldırarak Günah işlemeye devam ettiler.

[18] Canlarının çektiği yiyeceği isteyerek İçlerinde Tanrı'yı denediler.

[19] "Tanrı çölde sofra kurabilir mi?" diyerek, Tanrı'ya karşı konuştular.

[20] "Bak, kayaya vurunca sular fışkırdı, Dereler taştı. Peki, ekmek de verebilir mi, Et sağlayabilir mi halkına?"

[21] RAB bunu duyunca çok öfkelendi, Yakup'a ateş püskürdü, Öfkesi tırmandı İsrail'e karşı;

[22] Çünkü Tanrı'ya inanmıyorlardı, O'nun kurtarıcılığına güvenmiyorlardı.

[23] Yine de RAB buyruk verdi bulutlara, Kapaklarını açtı göklerin;

[24] Man yağdırdı onları beslemek için, Göksel tahıl verdi onlara.

[25] Meleklerin ekmeğini yedi her biri, Doyasıya yiyecek gönderdi onlara.

[26] Doğu rüzgarını estirdi göklerde, Gücüyle güney rüzgarına yol gösterdi.

[27] Toz gibi et yağdırdı başlarına, Deniz kumu kadar kuş;

[28] Ordugahlarının ortasına, Konakladıkları yerin çevresine düşürdü.

[29] Yediler, tıka basa doydular, İsteklerini yerine getirdi Tanrı.

[30] Ancak onlar isteklerine doymadan, Daha ağızları doluyken,

[31] Tanrı'nın öfkesi parladı üzerlerine. En güçlülerini öldürdü, Yere serdi İsrail yiğitlerini.

[32] Yine de günah işlemeye devam ettiler, O'nun harikalarına inanmadılar.

[33] Bu yüzden Tanrı onların günlerini boşluk, Yıllarını dehşet içinde bitirdi.

[34] Tanrı onları öldürdükçe O'na yönelmeye, İstekle O'nu yeniden aramaya başlıyorlardı.

[35] Tanrı'nın kayaları olduğunu, Yüce Tanrı'nın kurtarıcıları olduğunu anımsıyorlardı.

[36] Oysa ağızlarıyla O'na yaltaklanıyor, Dilleriyle yalan söylüyorlardı.

[37] O'na yürekten bağlı değillerdi, Antlaşmasına sadık kalmadılar.

[38] Yine de Tanrı sevecendi, Suçlarını bağışlıyor, onları yok etmiyordu; Çok kez öfkesini tuttu, Bütün gazabını göstermedi.

[39] Onların yalnızca insan olduğunu anımsadı, Geçip giden, dönmeyen bir rüzgar gibi.

[40] Çölde kaç kez O'na başkaldırdılar, Issız yerlerde O'nu gücendirdiler!

[41] Defalarca denediler Tanrı'yı, İncittiler İsrail'in Kutsalı'nı.

[42] Anımsamadılar O'nun güçlü elini, Kendilerini düşmandan kurtardığı günü,

[43] Mısır'da gösterdiği belirtileri, Soan bölgesinde yaptığı şaşılası işleri.

[44] Mısır'ın kanallarını kana çevirdi, Sularını içemediler.

[45] Gönderdiği at sinekleri yedi halkı, Gönderdiği kurbağalar yok etti ülkeyi.

[46] Ekinlerini tırtıllara, Emeklerinin ürününü çekirgelere verdi.

[47] Asmalarını doluyla, Yabanıl incir ağaçlarını iri dolu taneleriyle yok etti.

[48] Büyükbaş hayvanlarını kırgına, Küçükbaş hayvanlarını yıldırıma teslim etti.

[49] Üzerlerine kızgın öfkesini, Gazap, hışım, bela Ve bir alay kötülük meleği gönderdi.

[50] Yol verdi öfkesine, Canlarını ölümden esirgemedi, Onları salgın hastalığın pençesine düşürdü.

[51] Mısır'da bütün ilk doğanları, Ham'ın çadırlarında bütün ilk çocukları vurdu.

[52] Kendi halkını davar gibi götürdü, Çölde onları bir sürü gibi güttü.

[53] Onlara güvenlik içinde yol gösterdi, korkmadılar; Düşmanlarınıysa deniz yuttu.

[54] Böylece onları kendi kutsal topraklarının sınırına, Sağ elinin kazandığı dağlık bölgeye getirdi.

[55] Önlerinden ulusları kovdu, Mülk olarak topraklarını İsrail oymakları arasında bölüştürdü. Halkını konutlarına yerleştirdi.

[56] Ama onlar yüce Tanrı'yı denediler, O'na başkaldırdılar, Koşullarına uymadılar.

[57] Döneklik edip ataları gibi ihanet ettiler, Güvenilmez bir yay gibi bozuk çıktılar.

[58] Puta taptıkları yerlerle O'nu kızdırdılar, Putlarıyla O'nu kıskandırdılar.

[59] Tanrı bunları duyunca çok öfkelendi, İsrail'i büsbütün reddetti.

[60] İnsanlar arasında kurduğu çadırı, Şilo'daki konutunu terk etti.

[61] Kudretini tutsaklığa, Görkemini düşman eline teslim etti.

[62] Halkını kılıç önüne sürdü, Öfkesini kendi halkından çıkardı.

[63] Gençlerini ateş yuttu, Kızlarına düğün türküsü söylenmez oldu.

[64] Kâhinleri kılıç altında öldü, Dul kadınları ağlayamadı.

[65] O zaman Rab uykudan uyanır gibi, Şarabın rehavetinden ayılan bir yiğit gibi oldu.

[66] Düşmanlarını püskürttü, Onları sonsuz utanca boğdu.

[67] Tanrı Yusuf soyunu reddetti, Efrayim oymağını seçmedi;

[68] Ancak Yahuda oymağını, Sevdiği Siyon Dağı'nı seçti.

[69] Tapınağını doruklar gibi, Sonsuzluk için kurduğu yeryüzü gibi yaptı.

[70] Kulu Davut'u seçti, Onu koyun ağılından aldı.

[71] Halkı Yakup'u, kendi halkı İsrail'i gütmek için, Onu yavru kuzuların ardından getirdi.

[72] Böylece Davut onlara dürüstçe çobanlık etti, Becerikli elleriyle onlara yol gösterdi.

Mezmurlar — Chapters