Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 6:14

[1] Bu arada Saul hâlâ Rab’bin şakirtlerine karşı ölüm tehditleri savuruyordu. Başrahibe müracaat etti.

[2] Şam’daki havralara mektuplar yazmasını istedi. Orada İsa’nın yolunda yürüyen kadın erkek kimi bulsa yakalayıp Kudüs’e getirecekti.

[3] Yola çıktı, Şam’a yaklaşırken birdenbire gökten gelen bir ışık etrafını aydınlattı.

[4] Saul yere yıkıldı. “Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?” diye bir ses duydu.

[5] Saul, “Ey Efendim, sen kimsin?” dedi. Ses, “Ben senin zulmettiğin İsa’yım” diye cevap verdi.

[6] “Haydi kalk, şehre git. Ne yapacağın sana orada söylenecek.”

[7] Saul’la birlikte yolculuk edenlerin korkudan dili tutuldu. Sesi duydular fakat kimseyi göremediler.

[8] Saul yerden kalktı. Fakat gözlerini açtığında hiçbir şey göremiyordu. Yoldaşları elinden tutup onu Şam’a götürdüler.

[9] Üç gün boyunca gözleri görmedi, hiçbir şey yemedi, içmedi.

[10] Şam’da Hananya adında İsa’nın bir şakirdi vardı. Rab ona göründü, “Hananya!” diye seslendi. Hananya, “Buyur, ya Rab” dedi.

[11] Rab ona şöyle dedi: “Kalk, Doğru Sokak denilen sokağa git. Yahuda’nın evinde Saul adında Tarsuslu birini sor. Şimdi orada dua ediyor.

[12] Düşünde seni gördü. Bu adama git, ona dokun; kör gözleri açılacak.”

[13] Hananya şöyle cevap verdi: “Ya Rab, bu adamı birçok kişiden duydum. Kudüs’te senin şakirtlerine çok kötülük yapmış.

[14] Buraya da başrahiplerden yetki alarak gelmiştir. Senin adını anan herkesi yakalayıp götürecek.”

[15] Fakat Rab ona, “Git!” dedi. “Ben bu adamı seçtim. Benim kim olduğumu diğer halklara, krallara ve İsrailoğullarına duyuracak.

[16] Benim adım uğruna ne kadar çok acı çekmesi gerektiğini ona göstereceğim.”

[17] Bunun üzerine Hananya gitti, eve girdi. Saul’a dokundu ve şöyle dedi: “Saul kardeş, sen yolda giderken sana görünen Rab İsa beni gönderdi. Senin tekrar görmeni ve Mukaddes Ruh’la dolmanı istiyor.”

[18] Birdenbire Saul’un gözlerinden balık puluna benzer şeyler düştü. Saul yeniden görmeye başladı. Kalkıp vaftiz oldu.

[19] Sonra yemek yiyip gücüne kavuştu. Saul bir süre Şam’daki şakirtlerle kaldı.

[20] Hemen havralarda İsa’nın Allah’ın semavî Oğlu olduğunu vazetmeye başladı.

[21] Onu duyanların hepsi şaşakaldı. “Kudüs’te bu isme sığınanları kırıp geçiren bu adam değil mi? Buraya da onları yakalayıp başrahiplere götürmek için gelmedi mi?” dediler.

[22] Fakat Saul gittikçe güçleniyordu. İsa’nın Mesih olduğuna dair deliller göstererek Şam’da yaşayan Yahudileri şaşkına çevirdi.

[23] Aradan günler geçti. Bazı Yahudiler Saul’u öldürmek için bir suikast düzenlediler.

[24] Fakat Saul planlarını öğrendi. Yahudiler şehir kapılarını gece gündüz gözlüyorlardı. Saul şehirden ayrılmaya kalkışsa onu öldürmek niyetindeydiler.

[25] Fakat şakirtler onu bir gece ipe bağlı küfe içinde şehrin surlarındaki bir pencereden aşağıya sarkıttılar.

[26] Saul Kudüs’e geldiğinde şakirtlere katılmaya çalıştı, fakat hepsi ondan korkuyorlardı. Onun İsa’nın şakirdi olduğuna inanmıyorlardı.

[27] Fakat Barnaba onu alıp havarilere götürdü. Onlara Saul’un Şam yolunda Rab’bi nasıl gördüğünü, Rab’bin de onunla nasıl konuştuğunu açıkladı. Şam’da İsa’nın ismiyle nasıl cesurca vazettiğini anlattı.

[28] Böylece Saul onlarla kaldı. Kudüs’ün her tarafını dolaşarak Rab’bin adıyla korkusuzca vazetti.

[29] Grekçe konuşan Yahudilerle sohbet edip tartıştı. Fakat onlar onu öldürmeyi tasarladılar.

[30] Mümin kardeşler bunu öğrenince onu Sezariye şehrine götürdüler. Oradan da Tarsus’a yolladılar.

[31] Bu arada bütün Yahudiye, Celile ve Samiriye bölgelerindeki cemaat selâmete kavuştu, gelişmeye devam etti. Rab’be hürmet içinde yaşayıp Mukaddes Ruh’un yardımıyla sayıca büyüdü.

[32] Petrus ise her tarafı dolaştı, Lidda şehrindeki cemaate de uğradı.

[33] Orada Eneas adında bir adama rastladı. Eneas felçliydi. Sekiz yıldan beri yatalaktı.

[34] Petrus ona şöyle dedi: “Eneas, İsa Mesih sana şifa veriyor. Kalk, yatağını topla!” Eneas hemen ayağa kalktı.

[35] Lidda’da ve Şaron’da yaşayan herkes onu gördü; onu görenler tövbe edip Rab’be döndü.

[36] Yafa şehrinde İsa’nın şakirdi olan Tabita adında bir kadın vardı. Tabita ceylan anlamına gelir. Bu kadın her zaman iyilik yapıp fakirlere yardım ederdi.

[37] O günlerde hastalanıp öldü. Ölüsünü yıkayıp evin üst kattaki odasına koydular.

[38] Şakirtler Petrus’un Lidda’da olduğunu duyunca ona iki adam yolladılar. Lidda, Yafa’ya yakındır. Adamlar, “Vakit kaybetmeden gel” diye yalvardılar.

[39] Petrus kalkıp onlarla gitti. Oraya varınca onu üst kattaki odaya çıkarttılar. Bütün dul kadınlar etrafına toplandılar. Ağlayarak Tabita’nın sağken diktiği entarilerle başka giysileri Petrus’a gösterdiler.

[40] Petrus herkesi odadan çıkarttı. Diz çöküp dua etmeye başladı. Sonra ölüye dönerek, “Tabita, kalk!” dedi. Kadın gözlerini açtı. Petrus’u görünce doğruldu.

[41] Petrus elini uzatarak onu ayağa kaldırdı. Sonra dul kadınlar dâhil, müminleri çağırdı. Tabita’yı diri olarak onlara teslim etti.

[42] Bu olayın haberi bütün Yafa’ya yayıldı. Birçokları Rab’be iman etti.

[43] Petrus uzunca bir süre Yafa’da, Simun adında bir dericinin evinde kaldı.

Elçi̇leri̇n İşleri̇ — Chapters