Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 5:25

[1] Petrus ve Yuhanna halka seslenirken rahipler, mabet muhafızlarının komutanı ve Sadukiler geldiler.

[2] Çok kızgındılar. Çünkü Petrus ve Yuhanna halka vaaz ediyorlardı; İsa’nın ölümden dirildiğini, aynı şekilde ölülerin de dirileceğini söylüyorlardı.

[3] Petrus ve Yuhanna’yı yakaladılar. Akşam olduğu için ertesi güne kadar onları hapiste tuttular.

[4] Fakat onların vaazını dinleyenlerin birçoğu iman etti. Böylece iman eden erkeklerin sayısı bile yaklaşık beş bine ulaştı.

[5] Ertesi gün Yahudi yöneticiler, ileri gelenler ve din âlimleri Kudüs’te toplandılar.

[6] Başrahip Hanan, Kayafa, Yohanan, İskender ve başrahip soyundan gelen herkes oradaydı.

[7] Petrus’la Yuhanna’yı huzurlarına çağırdılar. “Siz bunu hangi kuvvetle, hangi yetkiyle yaptınız?” diye sordular.

[8] Mukaddes Ruh’la dolan Petrus şöyle dedi: “Halkın yöneticileri ve ileri gelenler!

[9] Sakat bir adama iyilik yaptık, ona şifa verdik diye mi takibata uğruyoruz?

[10] Hepiniz ve bütün İsrail halkı şunu bilin ki, bu adam Nasıralı İsa Mesih’in kudretiyle önünüzde sapasağlam duruyor. Siz İsa’yı çarmıha gerdiniz, fakat Allah O’nu ölümden diriltti.

[11] Siz İsa’yı reddettiniz, fakat Zebur’da, ‘inşaatçıların reddettiği taş, binanın temel taşı oldu’ deniyor.

[12] İsa’dan başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. İnsanlar arasında bizi kurtarabilecek olan yalnız İsa’dır.”

[13] Yüksek Meclis üyeleri Petrus’la Yuhanna’nın cesaretini görünce şaşakaldılar. Onların eğitimsiz, sıradan insanlar olduklarını anlamışlardı. Ayrıca onların İsa’yla birlikte bulunduklarını fark ettiler.

[14] Şifa bulan adam Petrus’la Yuhanna’nın yanında duruyordu. Bunu gören Meclis üyeleri söyleyecek bir şey bulamadılar.

[15] Üç adamın Meclis’ten çıkmasını emrettiler. Sonra aralarında tartışmaya başladılar.

[16] “Bu adamları ne yapacağız?” dediler. “Kudüs’te yaşayan herkes onların vasıtasıyla olağanüstü bir alâmet gerçekleştiğini biliyor. Bunu inkâr edemeyiz.

[17] Fakat bunun halk arasında daha fazla yayılmasını önlemek için onlara gözdağı verelim; bundan böyle İsa’nın adından kimseye söz etmesinler.”

[18] Böylece Petrus ve Yuhanna’yı tekrar içeri çağırdılar. Onlara bir daha İsa’nın adıyla konuşup vaaz etmemelerini emrettiler.

[19] Fakat Petrus’la Yuhanna onlara şu cevabı verdiler: “Allah’ın nazarında doğru olan ne? Allah’ı mı, yoksa sizi mi dinlemek? Siz karar verin.

[20] Biz gördüklerimizi ve duyduklarımızı anlatmadan duramayız.”

[21] Meclis üyeleri onları bir daha uyarıp serbest bıraktılar. Onları cezalandırmak için bir sebep bulamamışlardı. Herkes olup bitenler için Allah’a hamdediyordu.

[22] Zira mucize sonucu şifa bulan adamın yaşı kırkın üzerindeydi.

[23] Petrus ve Yuhanna serbest bırakılınca diğer müminlerin yanına döndüler. Onlara başrahiplerle ileri gelenlerin dediklerini anlattılar.

[24] İmanlılar bunu duyunca hep beraber Allah’a şöyle yakardılar: “Efendimiz! Yeri, göğü, denizi ve içlerindeki her şeyi sen yarattın.

[25] Mukaddes Ruh vasıtasıyla kulun atamız Davud’un ağzından şöyle dedin: ‘Halklar neden kudurdu? Milletler neden boş düzenler kurdu?

[26] Rab’be ve Mesihi’ne karşı dünyanın hükümdarları savaşa hazırlandı. Yöneticiler bir araya toplandı.’

[27] “Ya Rab, hakikaten Hirodes, Pontius Pilatus, İsrail halkı ve diğer halklardan olanlar birleştiler. Mesih olarak seçtiğin mukaddes kulun İsa’ya karşı çıktılar.

[28] Sen bunun olacağını önceden kararlaştırmıştın. Her şey senin kudretinle ve iraden dâhilinde oldu.

[29] Şimdi ya Rab, onların savurduğu tehditlere bak. Senin kelâmını tam bir cesaretle vaaz etmemiz için biz kullarına kuvvet ver.

[30] Hastalara şifa vermek için elini uzat. Mukaddes kulun İsa’nın adıyla mucizeler ve harikalar yarat.”

[31] Duaları bitince toplandıkları yer sarsıldı. Hepsi Mukaddes Ruh’la doldular; Allah’ın kelâmını cesaretle tebliğ etmeye devam ettiler.

[32] İmanlıların cemaati yürekte ve düşüncede birdi. Kimse sahip olduğu eşyalardan birini bile kendine saklamıyordu. Ellerinde olan her şeyi paylaşıyorlardı.

[33] Havariler, Rab İsa’nın ölümden dirildiğine çok etkili şekilde şahitlik ediyorlardı. Allah da bütün müminlerin üzerine nimetlerini yağdırdı.

[34] -

[35] Aralarında muhtaç durumda olan yoktu. Çünkü evi ya da toprağı olanlar bunları satıp parasını getirir, havarilerin emrine verirdi. Bu para da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı.

[36] Meselâ Yusuf adında Kıbrıs doğumlu, Levi aşiretine mensup bir adam vardı. Havariler ona Barnaba adını koymuşlardı. Bu adın anlamı Cesaret Veren’dir.

[37] Bir tarlası vardı, onu sattı. Parasını getirip havarilerin emrine verdi.

Elçi̇leri̇n İşleri̇ — Chapters