[1] Başrahip İstefanos’a, “Bütün bunlar doğru mu?” diye sordu.
[2] İstefanos şöyle cevap verdi: “Kardeşler ve babalar, beni dinleyin. Yüce Allah atamız İbrahim’e göründü. O sırada İbrahim Mezopotamya diyarındaydı, daha Harran şehrine yerleşmemişti.
[3] Allah İbrahim’e şöyle dedi: ‘Ülkeni ve akrabalarını bırak, sana göstereceğim ülkeye git.’
[4] Bunun üzerine İbrahim Kildan topraklarını terk edip Harran’a yerleşti. Babası öldükten sonra Allah İbrahim’i oradan alıp şimdi yaşadığınız bu ülkeye getirdi.
[5] Burada Allah ona kendine ait bir mülk, bir karış toprak bile vermedi. Fakat miras olarak bu ülkeyi ona ve soyuna vereceğini vaat etti. O sırada İbrahim’in hiç çocuğu yoktu.
[6] Allah ona şöyle dedi: ‘Senin soyun yabancı bir ülkede yaşayacak. Orada köle olup dört yüz yıl zulüm görecekler.
[7] Fakat ben onları köle eden halkı cezalandıracağım. Bundan sonra o ülkeden çıkacaklar ve bu yerde bana ibadet edecekler.’
[8] Sonra Allah İbrahim’le bir ahit yaptı. Bu ahdin alâmeti sünnettir. Böylece İbrahim, oğlu İshak’ı sekiz günlükken sünnet etti. İshak, Yakub’un babasıdır; Yakub da İsrail’in on iki aşiret reisinin babasıdır.
[9] “Atalarımız, yani Yakub’un oğulları, kardeşleri Yusuf’u kıskandılar ve onu Mısır’da köle olmak üzere sattılar. Fakat Allah ona destek oldu
[10] ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona hikmet verdi, firavunun, yani Mısır kralının gözüne girmesini sağladı. Firavun onu Mısır ve bütün saray halkına yönetici yaptı.
[11] Sonra bütün Mısır ve Kenan topraklarında kıtlık başladı. İnsanlar çok sıkıntı çekti; atalarımız da yiyecek bulamadılar.
[12] Yakub, Mısır’da bol yiyecek olduğunu duyunca oğullarını, yani atalarımızı oraya gönderdi.
[13] Mısır’a ikinci gelişlerinde Yusuf kardeşlerine kim olduğunu açıkladı. Böylece firavun Yusuf’un ailesini tanımış oldu.
[14] Yusuf, babası Yakub’u ve bütün ailesini getirtmek için haber yolladı. Hepsi toplam yetmiş beş kişiydiler.
[15] Böylece Yakub Mısır’a gitti. O ve oğulları ölene kadar orada yaşadılar.
[16] Kemikleri sonra Şekem şehrine getirildi. İbrahim’in Şekem’de satın almış olduğu mezara konuldu. İbrahim bu mezarı Hamor’un oğullarından bir miktar gümüş ödeyerek satın almıştı.
[17] “Allah’ın İbrahim’e verdiği vaadin yerine geleceği zaman yaklaşmıştı. Mısır’daki halkımızın sayısı bir hayli artmıştı.
[18] Sonunda başka bir kral Mısır’da tahta çıktı. Onun Yusuf’tan haberi yoktu.
[19] Bu kral halkımıza zalimce davrandı. Atalarımıza kötü muamele etti; yeni doğan çocuklarını ölüme terk etmeye zorladı.
[20] “O sırada Musa doğdu. Çok güzel bir bebekti. Üç ay boyunca babasının evinde bakıldı.
[21] Sonra dışarıya bırakıldı. Firavun’un kızı onu bulup evlât edindi ve kendi oğluymuş gibi yetiştirdi.
[22] Musa Mısırlıların bütün ilim dallarında eğitildi. Hitabette ve her işte çok başarılı oldu.
[23] “Musa kırk yaşına gelince kendi halkı İsrailoğullarıyla ilgilenmeye başladı.
[24] Soydaşlarından birine eziyet edildiğini görünce onu savundu; ona eziyet eden Mısırlıyı öldürdü, soydaşının öcünü aldı.
[25] Allah Musa’yı İsrailoğullarını kurtarmakla vazifelendirdi. Musa halkının bunu anlayacağını düşündü. Fakat anlamadılar.
[26] Ertesi gün kavga eden iki soydaşını gördü. Onları ayırmak istedi. ‘Efendiler, ikiniz kardeşsiniz; neden birbirinize kötü davranıyorsunuz?’ dedi.
[27] “Fakat diğerinin canını yakan adam Musa’yı yana itti, şöyle dedi: ‘Seni kim başımıza yönetici veya yargıç yaptı?
[28] Yoksa dün Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?’
[29] Bunu duyan Musa Midyan bölgesine kaçtı. Orada uzunca bir zaman yabancı olarak yaşadı ve iki oğul sahibi oldu.
[30] “Kırk yıl geçti. Bir gün Musa Sina Dağı’nın yakınlarında, kırdaydı. Yanan bir çalının alevleri içinden bir melek ona göründü.
[31] Musa gördüğü olaya şaşakaldı. Daha yakından bakmak için yaklaştığında Rab’bin sesini duydu.
[32] Rab ona şöyle seslendi: ‘Senin atalarının ibadet ettiği Allah, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un Allahı benim.’ Musa korkudan titredi, çalıya bakmaya cesaret edemedi.
[33] “Sonra Rab, ‘Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer mukaddes topraktır’ dedi.
[34] ‘Mısır’da halkıma yapılan baskıyı gördüm, iniltilerini duydum, onları kurtarmaya geldim. Şimdi hazırlan, seni Mısır’a geri göndereceğim.’
[35] “Bu Musa, ‘Seni kim başımıza yönetici veya yargıç yaptı?’ diye reddettikleri Musa’ydı. Çalıda görünen meleğin vasıtasıyla Allah onu yönetici ve kurtarıcı olarak gönderdi.
[36] Halkı Mısır’dan o çıkarttı. Mısır’da, Kızıldeniz’de ve kırk yıl süreyle kırlarda harikalar ve alâmetler yaptı.
[37] İsrailoğullarına, ‘Allah soydaşlarınız arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak’ diyen de bu Musa’ydı.
[38] Kırda Allah’ın cemaatine önderlik eden yine Musa’ydı. Sina Dağı’nda kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunan da oydu. Allah’tan bize nakledilmek üzere hayat veren sözleri o aldı.
[39] “Fakat atalarımız onun sözünü dinlemek istemediler. Onu reddettiler. Kalplerinin derinliklerinde Mısır’a geri dönmek hasreti vardı.
[40] Harun’a şöyle dediler: ‘Bize yol gösterecek ilâhlar yap. Bizi Mısır’dan çıkaran şu Musa’ya ne oldu bilmiyoruz.’
[41] Sonra da buzağı biçiminde bir put yaptılar, onuruna kurban kestiler. Kendi elleriyle yaptıkları bu put için şenlik düzenlediler.
[42] Fakat Allah onlardan yüz çevirdi; onları gök cisimlerine ibadet etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi: ‘Ey İsrail halkı, kırlarda kırk yıl boyunca kurbanlar, adaklar sunduğunuz ben değildim.
[43] Siz Molek’e ibadet ettiğiniz çadırı ve ilâhınız Refan’ı temsil eden yıldızı taşıdınız. Bunlar ibadet etmek için yaptığınız putlardı. Bu yüzden sizi Babil’in ötesine süreceğim.’
[44] “Göçebe atalarımızın Şahitlik Çadırı denen bir ibadethanesi vardı. Allah daha önce Musa’yla konuşurken bu çadırı ona gösterdiği örneğe göre yapmasını emretmişti.
[45] Atalarımız çadırı önceki nesilden teslim aldılar. Yeşu’nun öncülüğünde yerli halkların topraklarını ele geçirdikleri zaman çadırı yanlarında getirdiler. Allah o halkları atalarımızın girdiği topraklardan kovdu. Çadır Davud’un zamanına kadar kullanılageldi.
[46] Davud Allah’ın lütfuna mazhar oldu. Allah’tan İsrail halkı için bir mabet yapmaya izin istedi.
[47] Fakat Allah için mabedi yapan Süleyman oldu.
[48] “Hâlbuki yüceler yücesi Allah insan eliyle yapılmış evlerde oturmaz. Yeşaya Peygamber’in dediği gibi,
[49] ‘Rab diyor ki, gök tahtım, yeryüzü ayağımın taburesidir. Benim için nasıl bir ev yapacaksınız? Ya da dinleneceğim yer neresi?
[50] Bütün bunları yaratan ben değil miyim?’
[51] “Sizi dik kafalılar! Allah’ın kelâmına kalbinizi açmayı reddettiniz, O’nu dinlemediniz. Tıpkı atalarınız gibisiniz. Mukaddes Ruh’a hep karşı geliyorsunuz.
[52] Atalarınızın zulmetmediği tek bir peygamber bile yok. Sâlih Olan’ın, yani Mesih’in önceden geleceğini bildirenleri de öldürdüler. Siz de şimdi Sâlih Olan’a ihanet edip O’nu katlettiniz!
[53] Şeriatı melekler vasıtasıyla aldınız, fakat yerine getirmediniz.”
[54] Meclis üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden çılgına döndüler. İstefanos’a karşı dişlerini gıcırdattılar.
[55] Fakat İstefanos’un yüreği Mukaddes Ruh’la doldu; göğe dikkatle baktı, Allah’ın ihtişamını ve Allah’ın sağında duran İsa’yı gördü.
[56] “Bakın, göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun Allah’ın sağında durmakta olduğunu görüyorum” dedi.
[57] Bunun üzerine kulaklarını tıkayıp öfkeyle bağırdılar; hep birlikte İstefanos’a saldırdılar.
[58] Onu şehrin dışına sürükleyip taşa tuttular. İstefanos’a karşı şahitlik etmiş olanlar kaftanlarını Saul adında genç bir adamın ayaklarının dibine bıraktılar.
[59] Onlar taşlamaya devam ederken İstefanos, “Rab İsa, ruhumu al!” diye yakardı.
[60] Sonra diz çöktü ve yüksek sesle şöyle dedi: “Ya Rab! İşledikleri bu günahtan dolayı onları suçlu çıkarma!” Bunu söyledikten sonra hayata gözlerini kapadı.