Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 4:33

[1] “Semavî Hükümranlık bağ sahibine benzer. Bağ sahibi sabah erkenden bağında çalışacak işçiler aramaya çıkmış.

[2] İşçilerle günlüğü bir dinara anlaşmış, onları bağına göndermiş.

[3] “Sabah dokuz gibi tekrar dışarı çıkmış. Çarşıda iş bekleyen başka adamlar görmüş.

[4] Onlara, ‘Siz de bağımda çalışın. Hakkınızı veririm’ demiş.

[5] Böylece onlar da bağa gitmişler. Bağ sahibi öğle vakti ve öğleden sonra saat üç gibi bir kez daha dışarı çıkmış; aynı şeyi yapmış.

[6] Saat beşe doğru tekrar çıkmış ve boş dolaşan başkalarını görmüş. Onlara, ‘Neden bütün gün burada işsiz güçsüz duruyorsunuz?’ diye sormuş.

[7] ‘Kimse bize iş vermedi’ diye cevap vermişler. “Onlara, ‘Siz de gidip bağımda çalışın’ demiş.

[8] “Günün sonunda bağ sahibi kâhyasına, ‘İşçileri topla. Son gelenlerden başlayarak sırayla hepsine ücretlerini öde’ demiş.

[9] “Saat beşe doğru işe başlayanlar birer dinar almışlar.

[10] İşe sabah erken başlayanlar daha fazla alacaklarını düşünmüşler. Fakat onlar da birer dinar almış.

[11] Ücretlerini alınca bağ sahibine karşı söylenmeye başlamışlar.

[12] ‘İşe en son gelenler yalnızca bir saat çalıştılar. Bize de onlara verdiğinin aynısını verdin. Hâlbuki biz bütün gün kızgın güneş altında ter döktük’ demişler.

[13] “Bağ sahibi onlardan birine şöyle demiş: ‘Arkadaş, ben sana haksızlık etmiyorum. Seninle bir dinara anlaşmadık mı?

[14] Hakkını al, evine git. Son gelen bu işçiye de sana verdiğim ücretin aynısını vermek istiyorum.

[15] Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Cömert olduğum için kıskanıyor musun?’

[16] “İşte bunun gibi, sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacak.”

[17] İsa Kudüs’e gidiyordu. Yolda on iki havarisini bir kenara çekti. Onlara şöyle dedi:

[18] “Dinleyin! Kudüs’e gidiyoruz. İnsanoğlu başrahiplere ve din âlimlerine teslim edilecek. O’nu ölüme mahkûm edecekler,

[19] sonra işgalcilere teslim edecekler. O’nunla alay edecekler, O’nu kırbaçlayacaklar ve çarmıha gerecekler. Fakat O, üçüncü gün dirilecek.”

[20] Zebedi’nin karısı, iki oğlu Yakub ve Yuhanna ile beraber İsa’ya geldi. İsa’nın önünde yere kapandı. O’ndan bir dileği olduğunu söyledi.

[21] İsa kadına, “Ne istiyorsun?” diye sordu. Kadın, “Bana söz ver, hükümranlığında oğullarımdan biri sağında, diğeri solunda otursun” dedi.

[22] İsa şöyle cevap verdi: “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz. Benim çekeceğim acılara siz katlanabilir misiniz?” Onlar da, “Evet, katlanabiliriz” dediler.

[23] İsa, “Benim çekeceğim acıları siz de çekeceksiniz” dedi, “Fakat sağımda ya da solumda kimin oturacağına ben karar veremem. O yerleri semavî Babam seçtiği kişilere ayırdı.”

[24] Diğer on havari bunları duydular, iki kardeşe kızdılar.

[25] İsa hepsini yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Bilirsiniz, hükümdarlar halklarına tahakküm eder, ileri gelenler onlara baskı yaparlar.

[26] Sizin aranızda böyle olmamalı. Aranızda önder olmak isteyen, diğerlerinin hizmetkârı olsun.

[27] Aranızda birinci olmak isteyen, diğerlerine kulluk etsin.

[28] Ben semavî İnsan’ım; beni örnek alın. Ben hizmet edilmek için gelmedim; hizmet etmeye ve canımı birçokları için fidye olarak vermeye geldim.”

[29] İsa Eriha şehrinden ayrılıyordu; peşinde büyük bir kalabalık vardı.

[30] Geçtikleri yolun kenarında iki kör oturuyordu. İsa’nın oradan geçmekte olduğunu duydular. “Ey Efendimiz, Davud Oğlu, bize acı!” diye bağırdılar.

[31] Kalabalıktakiler onları azarladı, susturmak istedi. Fakat adamlar, “Ey Efendimiz, Davud Oğlu, bize acı!” diyerek daha çok bağırdılar.

[32] İsa durdu, onları yanına çağırdı. “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu.

[33] Adamlar O’na, “Efendimiz, görmek istiyoruz” dediler.

[34] İsa onlara acıdı, gözlerine dokundu. O anda gözleri açıldı; adamlar İsa’nın peşinden gitmeye başladılar.

Matta — Chapters