Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 7:52

[1] Aynı gün İsa evden ayrıldı ve göl kıyısında oturdu.

[2] Çevresine büyük bir kalabalık toplanınca bir tekneye bindi. Kalabalık kıyıda duruyordu.

[3] Onlara misaller yardımıyla birçok şey anlattı. Şöyle dedi: “Çiftçinin biri tohum ekmeye çıkmış.

[4] Serptiği tohumların bir kısmı yol kenarına düşmüş. Kuşlar gelip bunları bir çırpıda yiyip bitirmiş.

[5] Bir kısmı toprağın az olduğu taşlık yerlere düşmüş. Toprak derin olmadığından bunlar çabucak filiz vermiş.

[6] Fakat güneş tepeye çıkınca filizler kavrulmuş. Kökleri cılız olduğundan kuruyup ölmüşler.

[7] Bir kısmı dikenler arasına düşmüş. Dikenler büyümüş, filizleri boğmuş.

[8] Bir kısmı da iyi toprağa düşmüş. Bunlar otuz, altmış, hatta yüz kat ürün vermiş.

[9] Kulağı olan işitsin.”

[10] Şakirtler İsa’ya geldiler; “Halka neden misallerle konuşuyorsun?” diye sordular.

[11] İsa şöyle cevap verdi: “Semavî Hükümranlık’la ilgili sırlar size açıklandı, fakat onlara açıklanmadı.

[12] Bu sırları anlayana daha fazlası açıklanacak, bolca açıklanacak; anlamayan ise sahip olduğunu da kaybedecek.

[13] İşte bu sebeple misallerle konuşuyorum. Çünkü gördükleri halde gerçekte görmezler, duydukları halde gerçekte duymaz ve anlamazlar.

[14] Böylece Yeşaya Peygamber’in şu sözleri onlar için yerine gelmiş olur: ‘Duyacak duyacak, anlamayacaksınız. Bakacak bakacak, görmeyeceksiniz.

[15] Çünkü bu halkın zihni köreldi, kulaklarını tıkayıp gözlerini kapadılar. Böyle yaptılar ki, gözleri görmesin, kulakları duymasın, zihinleri anlamasın ve bana dönüp şifa bulmasınlar.’

[16] “Fakat size ne mutlu! Çünkü gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor.

[17] Emin olun, birçok peygamber ve sâlih kişiler sizin gördüklerinizi görmek istedi, fakat göremedi; duyduklarınızı duymak istedi, fakat duyamadı.

[18] “Şimdi tohum eken çiftçi misalinin ne anlama geldiğini dinleyin:

[19] “Bir kimse Semavî Hükümranlık’la ilgili kelâmı işitir ve anlamazsa, Şeytan gelir, onun kalbine ekileni söküp atar. Yol kenarına düşen tohumlar bu anlama gelir.

[20] “Taşlık yerlere düşen tohum, Allah’ın kelâmını işiten ve hemen sevinçle kabul eden kişiyi temsil eder.

[21] Fakat o kişi yüreğinde kelâmın kök salmasına izin vermez; kısa bir süre dayanır. Kelâm yüzünden sıkıntı ya da zulümle karşılaştığında hemen imandan döner.

[22] “Dikenler arasına düşen tohum, kelâmı işiten, fakat dünyevî uğraşların kaygısı ve zengin olma hırsıyla aldanan kişiyi temsil eder. Onun kalbinde kelâm boğulur, hiç ürün vermez.

[23] “İyi toprağa ekilen tohum kelâmı işiten, anlayan ve gerçekten verimli olan kişiyi temsil eder. Böylesi otuz, altmış, hatta yüz kat ürün verir.”

[24] İsa onlara başka bir misal anlattı. “Semavî Hükümranlık, tarlasına iyi tohum eken bir adama benzer” dedi.

[25] “İnsanlar uykudayken adamın düşmanı gelmiş, buğdayın arasına delice ekip gitmiş.

[26] Buğdaylar başak verip olgunlaştığı zaman, deliceler de ortaya çıkmış.

[27] Adamın köleleri geldiler, ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmiştin. Öyleyse bu deliceler nereden geldi?’ demişler.

[28] “Adam onlara, ‘Bunu düşman yaptı’ demiş. “Köleler, ‘Gidip deliceleri koparmamızı ister misin?’ diye sormuşlar.

[29] “Adam şöyle cevap vermiş: ‘Hayır! Çünkü deliceleri koparırken, buğdayı da sökersiniz.

[30] Bırakın, hasat zamanı gelene kadar birlikte büyüsünler. Hasat vakti gelince orakçılara önce deliceleri toplayın, yakılmak üzere demet yapın, sonra buğdayı toplayıp ambarıma yığın diyeceğim.’”

[31] İsa onlara bir misal daha anlattı: “Semavî Hükümranlık, bir adamın tarlasına ektiği hardal tohumuna benzer.

[32] Hardal tohumu, bütün tohumların en küçüğüdür. Fakat geliştiği zaman diğer bahçe bitkilerinden büyük olur. Kuşlar gelir, dallarında barınır.”

[33] İsa, bir başka misal anlattı: “Semavî Hükümranlık, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Bu maya bütün hamuru kabartır.”

[34] İsa halka bütün bunları misallerle anlattı. Misal vermeden onlara hiçbir şey anlatmadı.

[35] Böylece Allah’ın eski bir peygamberin ağzından söylediği şu sözler yerine geldi: “Misallerle konuşacağım. Dünya yaratıldığından beri gizli tutulan şeyleri açıklayacağım.”

[36] Sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Şakirtleri O’nun yanına geldiler, “Deliceler misalini bize açıkla” dediler.

[37] İsa onlara şu cevabı verdi: “İyi tohum eken İnsanoğlu’dur.

[38] Tarla dünyadır. İyi tohum Semavî Hükümranlığa ait olanları, deliceler ise Şeytan’ın emrinde olanları temsil eder.

[39] Deliceleri eken düşman da Şeytan’dır. Hasat dünyanın sonu, orakçılar da meleklerdir.

[40] “Deliceler nasıl toplanıp yakılıyorsa, dünyanın sonunda da öyle olacaktır.

[41] İnsanoğlu meleklerini gönderecek. Melekler insanları yoldan çıkaran ve kötülük yapan herkesi O’nun Hükümranlığı’ndan toplayıp

[42] kızgın ocağa atacaklar. Orada feryat ve figan olacaktır.

[43] Sâlihler ise semavî Baba’nın Hükümranlığı’nda güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin.”

[44] “Semavî Hükümranlık, tarlada gömülü defineye benzer. Bir adam bu defineyi bulur ve saklamak için yeniden gömer. Adam çok sevinir. Gidip sahip olduğu her şeyi satar ve o tarlayı satın alır.

[45] “Semavî Hükümranlık ayrıca nadide inciler arayan bir tüccara benzer.

[46] Tüccar çok kıymetli bir inci bulur. Gidip sahip olduğu her şeyi satar ve o inciyi satın alır.”

[47] “Yine Semavî Hükümranlık, göle atılan ve çeşit çeşit balıklar tutan ağa benzer.

[48] Ağ balıkla dolduğu zaman balıkçılar onu kıyıya çeker. Sonra oturur, balıkların iyi olanlarını seçip kovalara doldururlar. Fakat işe yaramayanları atarlar.

[49] Dünyanın sonunda da böyle olacaktır. Melekler gelecek, zalimleri sâlihlerin arasından ayıracak

[50] ve onları kızgın ocağa atacaklar. Orada feryat ve figan olacaktır!”

[51] İsa şakirtlerine, “Bütün bunları anlıyor musunuz?” diye sordu. Onlar da, “Evet” cevabını verdiler.

[52] İsa onlara şöyle dedi: “İşte böylece Semavî Hükümranlığın şakirdi olan her Tevrat âlimi, hazine sandığından eski şeylerle birlikte yenilerini de çıkaran ev sahibine benzer.”

[53] İsa bu misalleri anlattıktan sonra o yerden ayrıldı,

[54] memleketine gitti. Oradaki havrada vaaz etmeye başladı. Herkes hayrete düştü. Birbirlerine sordular: “Bu hikmete ve mucizevi kudrete nasıl sahip oldu?

[55] Bu adam marangozun oğlu değil mi? Annesinin adı Meryem değil mi? Kardeşleri Yakub, Yusuf, Simun ve Yahuda değil mi?

[56] Kız kardeşleri bu şehirde yaşamıyor mu? Peki, o zaman bütün bunları nasıl yapıyor?”

[57] İsa’yı ve yaptıklarını kabul etmek onlara zor geliyordu. Fakat İsa onlara, “Bir peygamber, kendi memleketi ya da ev halkı hariç, gittiği her yerde saygı görür” dedi.

[58] İmansızlıklarından dolayı orada fazla mucize yapmadı.

Matta — Chapters