Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 5:10

[1] Bundan sonra başka bir meleğin semadan indiğini gördüm. Bu melek büyük yetkiye sahipti. Yeryüzü onun ihtişamıyla aydınlandı.

[2] Melek gür bir sesle şöyle haykırdı: “Yıkıldı! Büyük Babil şehri yıkıldı! Cinlerin barınağı, her kötü ruhun uğrağı, her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu.

[3] Onun azgın fahişeliği kuvvetli şarap gibidir. Bütün milletler o şaraptan içtiler. Dünya kralları onunla zina ettiler. Dünya tüccarları onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.”

[4] Semadan başka bir ses işittim. Şöyle diyordu: “Ey halkım! Babil’den çık! Aksi halde onun günahlarına ortak olursun, Uğradığı belâlara sen de uğrarsın.

[5] Çünkü üst üste yığılan günahları göğe erişti, Allah onun suçlarını unutmadı.

[6] Babil nasıl davrandıysa, karşılığını ona aynen verin, Yaptıklarının iki katını ödetin. Hazırladığı kâsedeki içkinin iki katını hazırlayıp ona içirin.

[7] Kendini ne kadar yüceltip sefahate verdiyse, O kadar ıstırap ve keder verin ona. Çünkü içinden diyor ki, ‘Dul değilim, tahtında oturan bir kraliçeyim, Asla yas tutmayacağım!’

[8] Bu yüzden başına gelecek belâlar - Ölüm, yas ve kıtlık - bir gün içinde gelecek. Ateş onu yiyip bitirecek. Çünkü onu cezalandıran Rab Allah cebbardır.”

[9] “Onunla zina yapan ve sefahat süren dünya kralları, onu yakan ateşin dumanını görecekler. O vakit onun için ağlayıp dövünecekler.

[10] Çektiği ıstıraptan dehşete düşecekler. Bu sebeple uzaktan bakıp şöyle diyecekler: ‘Vay başına koca şehir, Vay başına güçlü şehir Babil! Cezanı bir saat içinde buldun.’

[11] “Dünya tüccarları onun için ağlayıp yas tutuyor. Çünkü mallarını satın alacak kimse kalmadı.

[12] Altını, gümüşü, değerli taşları, incileri, ince keteni, ipeği, mor ve al kumaşları, her çeşit kokulu ağacı, fildişinden yapılmış her çeşit eşyayı, en pahalı ağaçlardan, tunç, demir ve mermerden yapılmış her çeşit malı,

[13] tarçın ve kakule, tütsü, güzel kokulu yağ, günnük, şarap, zeytinyağı, ince un ve buğdayı, sığırları, koyunları, atları, atlı arabaları ve köleleri, esirleri satın alacak kimse yok artık. Diyecekler ki,

[14] ‘Canının çektiği meyveler elinden gitti. Bütün değerli ve göz alıcı malların yok oldu. İnsanlar bunları bir daha göremeyecek.’

[15] Babil’de bu malları satarak zenginleşen tüccarlar, şehrin çektiği ıstıraptan dehşete düşecekler. Uzaktan bakıp ağlayacak, yas tutacaklar.

[16] Diyecekler ki, ‘Vay başına, vay! İnce keten, mor ve al renkli kumaş kuşanmış, altın, değerli taş ve incilerle süslenmiş koca şehir!

[17] Onca büyük zenginlik bir saat içinde yok oldu.’ “Gemi kaptanları, yolcular, tayfalar, denizde çalışanların hepsi uzaktan baktılar.

[18] Babil’i yakan ateşin dumanını görünce, ‘Koca şehir gibisi var mı?’ diye feryat ettiler.

[19] Başlarına toprak döktüler, yas tutup ağlayarak feryat ettiler: ‘Vay başına koca şehir, vay! Denizde gemileri olanların hepsi onun sayesinde, onun değerli mallarıyla zengin olmuşlardı. Şehir bir saat içinde viraneye döndü.’

[20] Ey sema, müminler, resuller, peygamberler! Babil’in başına gelenlere sevinin! Çünkü Allah onu cezalandırıp öcünüzü aldı.”

[21] Sonra güçlü bir melek değirmen taşına benzer büyük bir taşı kaldırıp denize attı. Ve şöyle dedi: “Koca şehir Babil de işte böyle şiddetle atılacak ve bir daha görülmeyecek.

[22] Artık sende lir çalanların, ezgi okuyanların, kaval ve borazan çalanların sesi hiç işitilmeyecek. Artık sende hiçbir el sanatının ustası bulunmayacak. Sende artık değirmen sesi duyulmayacak.

[23] Artık sende hiç kandil ışığı parlamayacak. Sende artık gelin güvey sesi duyulmayacak. Senin tüccarların dünyanın büyükleriydi. Bütün milletler senin büyücülüğünle yoldan sapmıştı.

[24] Peygamberlerin, müminlerin ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı sende bulundu.”

Vahi̇y — Chapters