Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 4:01

[1] Bana baston uzunluğunda bir ölçü kamışı verilip şöyle dendi: “Git, Allah’ın mabedini ve sunağı ölç, orada ibadet edenleri say!

[2] Mabedin dış avlusunu bırak, orayı ölçme. Çünkü orası Yahudi olmayanlara teslim edildi. Onlar mukaddes şehri kırk iki ay süreyle ayak altında çiğneyecekler.

[3] İki şahidime kuvvet vereceğim. Çula bürünüp bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.”

[4] Bu şahitler yeryüzünün hâkimi olan Rab’bin huzurunda duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir.

[5] Bir kimse onlara zarar vermeye kalkışırsa, ağızlarından ateş fışkırır ve düşmanlarını yiyip bitirir. Onlara zarar vermek isteyen herkes böyle öldürülmeye mahkûmdur.

[6] Bu şahitler, peygamberlik ettikleri sürece yağmur yağmasın diye göğü kapama yetkisine sahiptirler. Ayrıca suları kana çevirme ve yeryüzüne her türlü belâ getirme yetkileri vardır. Bunu kaç kez isterlerse yapabilirler.

[7] Şahitlik vazifeleri sona erince dipsiz derinliklerden çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek.

[8] Cesetleri, temsilen Sodom ve Mısır diye anılan büyük şehrin ana caddesine serilecek. Çünkü onların Efendisi orada çarmıha gerilmişti.

[9] Her halktan, aşiretten, dilden, milletten insanlar üç buçuk gün süreyle cesetlerini seyredecek. Cesetlerinin mezara konmasına izin vermeyecekler.

[10] Yeryüzünde yaşayan herkes onların bu haline sevinip bayram edecek, birbirlerine hediyeler gönderecekler. Çünkü bu iki peygamber yeryüzünde yaşayanlara çok eziyet etmişti.

[11] Fakat üç buçuk gün sonra iki peygamber tekrar ayağa kalktılar. Çünkü Allah onların içine hayat nefesini üfledi. Onları görenler dehşete düştü.

[12] İki peygamber gökten gelen yüksek bir sesin, “Buraya çıkın!” dediğini işittiler. Sonra düşmanlarının gözü önünde bir bulut içinde semaya yükseldiler.

[13] Tam o anda şiddetli bir deprem oldu, şehrin onda biri yıkıldı. Depremde yedi bin kişi can verdi. Sağ kalanlar dehşete düşüp semadan hüküm süren Allah’a hamdettiler.

[14] İkinci felâket geçti. İşte, üçüncü felâket tez geliyor.

[15] Yedinci melek borazanını üfledi. Gökte yüksek sesler duyuldu. Şöyle diyorlardı: “Dünyanın hâkimiyeti Efendimiz Allah’ın ve Mesihi’nin oldu. O ebetler ebedince saltanat sürecek.”

[16] Sonra Allah’ın huzurunda tahtlarında oturan yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapandılar. Allah’a secde edip şöyle dediler:

[17] “Ey kadir Rab Allah! Ezelden ebede kadar var olan sensin. Sana şükrediyoruz, çünkü büyük kudretini kuşanıp Saltanat sürmeye başladın.

[18] Milletler gazaba gelmişlerdi, fakat şimdi senin gazabına uğradılar. Ölülerden hesap sormak, kulların olan peygamberleri, müminleri, küçük olsun büyük olsun, sana hürmet edenleri ödüllendirmek ve yeryüzünü mahvedenleri mahvetmek zamanı da geldi.”

[19] Bundan sonra Allah’ın semada olan mabedi açıldı. Mabette O’nun Ahit Sandığı göründü. O anda şimşekler çaktı, uğultular işitildi, gök gürledi. Yer sarsıldı, şiddetli bir dolu fırtınası koptu.

Vahi̇y — Chapters