Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 7:06

[1] Sabah olunca başrahipler, ileri gelenler, din âlimleri ve Yüksek Meclis’in öteki üyeleri kendi aralarında danıştıktan sonra İsa’yı bağladılar; götürüp vali Pilatus’a teslim ettiler.

[2] Pilatus İsa’yı sorguya çekti. “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Evet, söylediğin gibidir” diye cevap verdi.

[3] Başrahipler İsa’yı pek çok şeyle suçladılar.

[4] Pilatus bunun üzerine İsa’ya bir daha sordu: “Hiç cevap vermeyecek misin? Bak seni ne kadar çok şeyle suçluyorlar!”

[5] Fakat İsa yine cevap vermedi. Pilatus buna hayret etti.

[6] Pilatus her sene Fısıh Bayramı’nda halkın istediği bir mahpusu serbest bırakırdı.

[7] O sırada zindanda Barabba adında bir adam vardı. Başka isyancılarla birlikte kargaşa çıkarıp adam öldürmekten içeri atılmıştı.

[8] Halk Pilatus’a gelip her zamanki gibi kendileri için bir mahpusu serbest bırakmasını istediler.

[9] Pilatus onlara, “Yahudilerin Kralı’nı salıvermemi ister misiniz?” diye sordu.

[10] Çünkü başrahiplerin İsa’yı kıskançlıktan dolayı kendisine teslim ettiklerini biliyordu.

[11] Ancak başrahipler Pilatus’un İsa’yı değil de Barabba’yı serbest bırakmasından yanaydılar. Halkı da bunu istemeye ikna ettiler.

[12] Pilatus onlara tekrar sordu: “Peki, Yahudilerin Kralı dediğiniz bu adamı ne yapayım?”

[13] Halk yine, “O’nu çarmıha ger!” diye bağırdı.

[14] Pilatus, “O ne suç işledi ki?” diye sordu. Halk daha yüksek sesle, “O’nu çarmıha ger!” diye bağrıştı.

[15] Pilatus halkın gönlünü kazanmak istiyordu. O yüzden onlar için Barabba’yı serbest bıraktı. İsa’yı ise kırbaçlattı. Sonra da çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.

[16] Askerler İsa’yı alıp valinin konağına götürdüler. Pretoryum denen bu yere askeri taburu topladılar.

[17] İsa’ya mor bir cübbe giydirdiler. Dikenli dallardan bir taç ördüler. Bunu İsa’nın başına geçirdiler.

[18] O’nu alaylı şekilde, “Yaşasın Yahudilerin Kralı!” diye selamlamaya başladılar.

[19] Kamışla kafasına vurdular. Üzerine tükürdüler. Alaylı şekilde önünde eğildiler.

[20] O’nunla böyle alay ettikten sonra, mor cübbeyi üzerinden aldılar. O’na kendi elbisesini giydirdiler. Sonra çarmıha germek üzere dışarıya çıkardılar.

[21] Yolda Simun adında Kireneli bir adamla karşılaştılar. Simun, İskender ve Rufus’un babasıdır. Kırdan dönüyordu. Askerler ona İsa’nın çarmıhını taşıttılar.

[22] İsa’yı Golgota denen yere götürdüler. Golgota, ‘kafatası yeri’ anlamına gelir.

[23] İsa’ya ağrı kesiciyle karışık şarap verdiler. Fakat içmeyi reddetti.

[24] Askerler O’nu çarmıha gerdiler. Kur’a çekerek elbiselerini aralarında paylaştılar.

[25] İsa’yı çarmıha gerdiklerinde saat sabahın dokuzuydu.

[26] Üzerine, neyle suçlandığını bildiren bir yafta astılar. Yaftada, “YAHUDİLERİN KRALI” yazıyordu.

[27] İsa’yla birlikte biri sağında biri solunda, iki isyancıyı da çarmıha gerdiler.

[28] Böylece Tevrat’ta geçen, “Suçlularla bir sayıldı” sözü yerine geldi.

[29] Oradan geçenler İsa’ya küfredip alay etti. Kafalarını sallayıp, “Hani mabedi yıkıp üç gün içinde yeniden inşa edecektin?

[30] Çarmıhtan aşağı in de kendini kurtar bakalım!” dediler.

[31] Aynı şekilde başrahipler ve din âlimleri de İsa’yla alay ettiler. Birbirlerine, “Başkalarını kurtardı, fakat kendini kurtaramıyor!

[32] İsrail’in kralı Mesih kendisi ise, şimdi çarmıhtan insin de görelim, O’na inanalım” dediler. İsa’yla birlikte çarmıha gerilen mahkûmlar da O’na hakaret dolu sözler söylediler.

[33] Öğle üzeri bütün ülkeyi karanlık kapladı. Karanlık öğleden sonra üçe kadar sürdü.

[34] Saat üç olunca İsa yüksek sesle haykırdı: “Elohi, Elohi, lema şevaktani?” Yani, “Allahım! Allahım! Beni neden terk ettin?”

[35] Etrafta duranlardan bazıları bunu duyunca, “Bakın, İlyas’ı çağırıyor” dediler.

[36] Onlardan biri koşup bir sünger aldı. Süngeri ucuz şaraba batırıp bir çubuğun ucuna bağladı ve İsa’ya uzattı. Ardından, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu çarmıhtan indirecek mi?” dedi.

[37] Sonra İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi.

[38] O anda mabetteki perde yırtıldı; yukarıdan aşağıya kadar ikiye ayrıldı.

[39] Çarmıhın karşısında bir yüzbaşı duruyordu. İsa’nın son nefesini nasıl verdiğini görünce, “Bu adam gerçekten de Allah’ın semavî Oğlu’ydu!” dedi.

[40] Olanları uzaktan izleyen bazı kadınlar vardı. Aralarında Mecdelli Meryem, küçük Yakub’un ve Yose’nin annesi Meryem ve Salome de bulunuyordu.

[41] İsa Celile’deyken bu kadınlar O’nun peşinden gitmişlerdi, O’na hizmet etmişlerdi. Onların yanı sıra İsa’yla birlikte Kudüs’e gelen başka kadınlar da orada bulunuyordu.

[42] O gün Şabat’tan önceki Hazırlık Günü’ydü. Artık hava kararmaya başlamıştı.

[43] Oraya Yusuf adında Aramatyalı bir adam geldi; bu adam Yüksek Meclis’in muteber bir üyesiydi. Allah’ın Hükümranlığı’nı umutla bekliyordu. Büyük bir cesaretle Pilatus’un huzuruna çıktı, İsa’nın cesedini istedi.

[44] Pilatus, İsa’nın bu kadar kısa sürede öldüğüne şaştı. Yüzbaşıyı yanına çağırdı, “Öleli çok oldu mu?” diye sordu.

[45] Yüzbaşı bunu doğrulayınca Pilatus, İsa’nın cesedinin Yusuf’a verilmesini emretti.

[46] Yusuf gidip keten bez satın aldı. İsa’nın cesedini çarmıhtan indirdi. Keten bezlere sardı. Kayaya oyulmuş bir mezara koydu. Sonra mezarın girişindeki yuvarlak taşı kaydırıp mezarı kapattı.

[47] Mecdelli Meryem ile Yose’nin annesi Meryem de İsa’nın nereye konulduğunu gördüler.

Markos — Chapters