Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 7:40

[1] İsa halka misallerle konuşmaya başladı: “Adamın biri bağ dikmiş, etrafını duvarla çevirmiş, üzümleri sıkmak için çukur kazmış. Bir de bekçi kulesi yapmış. Sonra bağını bağcılara kiralayıp seyahate çıkmış.

[2] Bağ bozumu zamanı gelmiş. Adam üzümlerden payına düşeni almak için bağcılara bir köle göndermiş.

[3] Ancak bağcılar köleyi yakalayıp dövmüşler. Eli boş geri göndermişler.

[4] Sonra adam bağcılara başka bir köle göndermiş. Bu köleyi başından yaralamışlar ve ona hakaret etmişler.

[5] Bağın sahibi bir köle daha göndermiş. Bağcılar onu öldürmüşler. Adam bağcılara daha pek çok köle göndermiş, kimini dövmüşler kimini öldürmüşler.

[6] “Adamın bağcılara göndereceği tek bir kişi kalmış. O da çok sevdiği oğluymuş. Bağcılara en son onu göndermiş. ‘Herhalde oğluma saygı gösterirler!’ diye düşünmüş.

[7] “Ne var ki, bağcılar kendi aralarında, ‘İşte bağ sahibinin oğlu, bu bağ da ona miras kalacak. Onu öldürürsek bağ bizim olur’ diye konuşmuşlar.

[8] Böylece onu yakalayıp öldürmüşler; cesedini bağın dışına atmışlar.

[9] “Bu durumda bağ sahibi ne yapacak? Gelip bağcıları mahvedecek, bağı başkalarına kiralayacak.

[10] Zebur’da şu sözleri okumadınız mı? ‘İnşaatçıların reddettiği taş binanın temel taşı oldu.

[11] Bu Rab’bin işidir; ne harika bir şeydir!’”

[12] İsa’yı dinleyen Yahudi ileri gelenleri bu misalle kendilerini kast ettiğini anladılar. İsa’yı hemen yakalamanın bir yolunu aramaya başladılar. Fakat halkın tepkisinden korktular; bu sebeple O’nu orada bırakıp gittiler.

[13] Yahudi önderler daha sonra Ferisilerden ve Hirodes yanlılarından bazılarını İsa’ya gönderdiler. İsa’nın bir açığını yakalamaya çalışıyorlardı.

[14] Bunlar İsa’ya gidip şöyle dediler: “Hocam, senin dürüst biri olduğunu biliyoruz. Sözünü sakınmazsın. İnsanlar arasında ayrım yapmadan Allah yolunu dosdoğru vazedersin. Söyle bize, Sezar’a vergi vermek caiz mi, değil mi?

[15] Ödeyelim mi, ödemeyelim mi?” İsa onların ikiyüzlülüğünü fark etti. Onlara, “Neden beni tuzağa düşürmeye kalkışıyorsunuz? Bana bir dinar getirin bakayım!” dedi.

[16] İsa’ya bir dinar verdiler. İsa, “Paranın üzerinde kimin resmi, kimin adı var?” diye sordu. “Sezar’ın” diye cevap verdiler.

[17] O zaman İsa onlara, “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Allah’ın hakkını Allah’a verin” dedi. Hepsi İsa’nın cevabına şaşıp kaldı.

[18] Sonra Sadukilerden birkaçı İsa’ya geldi. Sadukiler ölümden dirilişe inanmazlar. İsa’ya gelip şunu sordular:

[19] “Hocam, Musa Tevrat’ta bize şöyle der: Eğer bir adam ölür, geride hiç çocuğu olmadan bir dul bırakırsa, kardeşi onun karısıyla evlensin, onun soyunu sürdürsün.

[20] Bir ailenin yedi oğlu varmış. İlk kardeş evlenmiş, fakat çocuğu olmadan ölmüş.

[21] Böylece ikinci kardeş dul kalan kadınla evlenmiş. Fakat o da çocuk bırakmadan ölmüş. Aynı şey üçüncü kardeşe de olmuş.

[22] Yedi kardeşin yedisi de kadınla evlenip ölmüşler. Hiçbir kardeşin kadından çocuğu olmamış. En sonunda kadın da ölmüş.

[23] Yedi kardeş aynı kadınla evlendiğine göre ahirette kadın hangisinin karısı olacaktır?”

[24] İsa onlara şöyle cevap verdi: “Tevrat’ı ve Allah’ın kudretini bilmediğinizden dolayı sapıtıyorsunuz.

[25] Ahirette insanlar evlenmez. Cennetteki melekler gibidirler.

[26] Allah’ın diriliş hakkında Musa’ya ne dediğini okumadınız mı? Tevrat’ın yanan çalıyla ilgili bölümde Musa’ya şöyle der: ‘Ben İbrahim’in, İshak’ın, Yakub’un Allahı’yım.’

[27] O ölülerin değil, dirilerin Allahı’dır. Siz bu konuda çok yanılıyorsunuz.”

[28] Din âlimlerinden biri İsa’ya geldi. İsa’nın Ferisilerle ve Sadukilerle tartıştığını duydu. Ne kadar iyi cevaplar verdiğini fark etti. İsa’ya, “En önemli emir hangisidir?” diye sordu.

[29] İsa şöyle cevap verdi: “En önemli emir şudur: ‘Ey İsrail halkı, dinle! Rab Allahımız tek Rab’dir.

[30] Rab Allahın’ı bütün kalbinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün kuvvetinle sev.’

[31] İkinci önemli emir şudur: ‘Komşunu kendini sevdiğin gibi sev.’ Bunlardan daha büyük emir yoktur.”

[32] Soruyu soran din âlimi, “Hocam, doğru söyledin” dedi, “Rab birdir, ondan başka ilah yoktur demekte haklısın.

[33] İnsan Allah’ı bütün kalbiyle, bütün aklıyla, bütün kuvvetiyle sevmelidir. Komşusunu da kendini sevdiği gibi sevmelidir. Bu emirleri yerine getirmek, yakmalık adaklardan ve başka kurbanlardan daha önemlidir.”

[34] İsa adamın akıllıca konuştuğunu görünce ona, “Sen Allah’ın Hükümranlığı’na çok yakınsın” dedi. Bundan sonra hiç kimse İsa’ya başka soru sormaya cesaret edemedi.

[35] İsa mabet alanında vaaz veriyordu. Oradakilere şunu sordu: “Din âlimleri Mesih’e niçin Davud Oğlu diyorlar?

[36] Davud Mukaddes Ruh vasıtasıyla şöyle der: ‘Rab, Efendim’e dedi ki, sağımda otur. Bütün düşmanlarını ayaklarının altına sereceğim.’

[37] Bizzat Davud, Mesih’e ‘Efendim’ diyor. O zaman Mesih nasıl Davud’un oğlu olabilir?” Orada bulunan kalabalık İsa’yı büyük zevkle dinliyordu.

[38] İsa vaazına devam etti: “Din âlimlerinden sakının. Onlar uzun kaftanları içinde ortalıkta gezinmeyi severler. Meydanlarda herkes onları hürmetle selamlasın isterler.

[39] Havralarda başköşeye, ziyafetlerde en muteber yerlere oturmaya bayılırlar.

[40] Dul kadınları aldatıp mallarını mülklerini ellerinden alırlar. Gösteriş için uzun uzun dua ederler. Allah bunları en kötü şekilde cezalandıracaktır.”

[41] İsa mabette bağış toplanan yerin karşısına oturdu. Bağışlarını getirip bırakan halkı izliyordu. Çoğu zengin kişi gelip çok para bıraktı.

[42] Sonra fakir bir dul kadın gelip birkaç kuruş değerinde iki küçük bakır para bıraktı.

[43] İsa şakirtlerini yanına çağırdı; onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, bu fakir dul kadın mabede herkesten daha çok para verdi.

[44] Diğerleri servetlerinden artanı bağışladılar. Fakat bu kadın çok fakir olduğu halde, sahip olduğu her şeyi, varını yoğunu verdi.”

Markos — Chapters