Skip to content
Opens in a new window
Listen to this chapter • 5:49

[1] Mesih’e ait biri olarak size hakikati söylüyorum, yalan söylemiyorum. Mukaddes Ruh’un ışığında vicdanım da söylediklerimin doğru olduğunu tasdik ediyor.

[2] Kalbimde büyük bir keder, dinmeyen bir acı var.

[3] Kardeşlerimi, yani Yahudi soydaşlarımı kurtarmak için keşke elimden bir şey gelseydi. Onların yerine Allah’ın lânetine bizzat kendim uğrayıp Mesih’ten ayrı kalmaya bile razı olurdum.

[4] Onlar Allah’ın “evlâtlarım” dediği İsrail halkıdır. Allah ihtişamını onlara gösterdi, ahitlerini onlarla yaptı. Şeriatı, ibadet nizamını ve vaatlerini onlara verdi.

[5] Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih de onların soyundan geldi. O, her şeye hâkim ve ebediyen hamda lâyık olan Allah’tır! Âmin.

[6] Allah’ın vaadi boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail’in soyundan olanların hepsi Allah’ın halkından değildir.

[7] İbrahim’in soyundan gelen herkes İbrahim’in evladı değildir. Allah İbrahim’e, “Senin soyun İshak sayesinde devam edecek” dedi.

[8] Yani, sadece İbrahim’in soyundan olmak insanı Allah’ın evladı yapmaz. Allah’ın evladı sayılanlar, ancak İbrahim’in Allah’ın vaadi uyarınca dünyaya gelen evlâtlarıdır.

[9] Çünkü Allah ona şu vaatte bulundu: “Gelecek yıl bu zamanda geleceğim, eşin Sara’nın bir oğlu olacak.”

[10] Üstelik Rebeka’nın atamız İshak’tan ikizlere gebe kaldığını hatırlayın.

[11] Fakat Allah, daha bu çocuklar doğmadan, hiçbir iyilik veya kötülük yapmadan önce Rebeka’ya şöyle dedi:

[12] “İçlerinden büyük olanı, küçüğüne hizmet edecek.” Allah bunu söylemekle insanları amellerine göre değil, kendi muradına göre seçtiğini gösterir.

[13] Allah, Tevrat’ta şöyle dedi: “Yakub’u Esav’dan daha çok sevdim.”

[14] Peki buna ne diyelim? Allah adaletsiz mi davranıyor? Hâşâ!

[15] Allah Musa’ya şöyle dedi: “Kime merhamet etmek istersem, ona merhamet edeceğim. Kime şefkat göstermek istersem, ona şefkat göstereceğim.”

[16] Demek ki, Allah’ın bizi seçip seçmemesi, bizim isteğimize veya çabalarımıza bağlı değildir, Allah’ın merhametine bağlıdır.

[17] Allah, Tevrat’ta Firavun’a şöyle der: “Seni şu amaçla kral yaptım: Senin vasıtanla kudretimi göstereceğim ve adımı bütün dünyaya duyuracağım.”

[18] Demek ki Allah dilediğine merhamet eder; dilediğini dik başlı yapar.

[19] Şimdi bana diyebilirsiniz ki, “Madem Allah’ın iradesine engel olamayız, Allah bizi neden suçlu buluyor?”

[20] Ey insan, sen kim oluyorsun ki Allah’a karşılık veriyorsun? Allah’ın Tevrat’ta söylediği gibi: “Çömlek onu imal eden çömlekçiye, ‘Beni neden böyle yaptın’ diyebilir mi?”

[21] Elbette çömlekçinin aynı kil öbeğinden hem asil işlerde hem de sıradan işlerde kullanılacak çömlekler yapmaya hakkı vardır.

[22] Allah’ın yapmış olduğu da buna benzer. Allah, gazabını göstermek ve kudretini ilan etmek istedi. Fakat gazabını hak eden, helâk olması gereken insanlara büyük sabırla tahammül etti.

[23] Böylece merhamet etmek istediği kişilere yüceliğini gösterdi. Bu kişileri ihtişamına ortak etmek için hazırlamıştır.

[24] İşte Allah’ın yalnız Yahudiler arasından değil, bütün halklar arasından çağırdığı bu kişiler biziz.

[25] Allah, Hoşea Peygamber’in ağzıyla şöyle dedi: “Halkım olmayana halkım, sevmediğime sevgilim diyeceğim.”

[26] “Allah onlara, ‘Halkım değilsiniz’ dediği halde, Allah’ın manevî evlâtları diye anılacaklar.”

[27] Yeşaya Peygamber İsrailoğulları hakkında şöyle dedi: “İsrailoğullarının sayısı denizin kumu kadar çok olsa da, içlerinden pek azı kurtulacak.

[28] Çünkü Rab ülkeyi mahkûm edip işini çabucak bitirecek.”

[29] Yeşaya çok önceden şunları söyledi: “Kadir Rab soyumuzu devam ettirecek birkaç kişiyi sağ bırakmasaydı, Sodom gibi olur, Gomora’ya benzerdik.”

[30] O halde şunu söylüyoruz: Yahudi olmayanlar Allah katında sâlih olmaya çabalamasalar da imanları sayesinde sâlih kılındılar.

[31] İsrail halkı ise kendini Allah katında sâlih kılmak için şeriata sarıldı. Fakat bunu başaramadı.

[32] Peki neden? Çünkü imanla sâlih olmaya çalışmadılar. Kendi amelleriyle sâlih olacaklarını sandılar. Böylece “sürçme taşına” takılıp düştüler.

[33] Allah, Yeşaya Peygamber’in kitabında şöyle der: “İşte, Kudüs’e bir sürçme taşı, bir tökezleme kayası koyuyorum. O’na iman edenler hüsrana uğramayacak.”

Romalilar — Chapters